skip to Main Content
Çayönü Höyüğü

Çayönü Höyüğü

Çayönü Nerede Ve Nasıl Gidilir?

Çayönü Höyüğüne Nasıl Gidilir?
Çayönü Höyüğüne Nasıl Gidilir?

Çayönü höyüğü, eski adı Hilar olan Sesverenpınar köyü yakınında arkeolojik bir sit alanıdır. (Ergani-Diyarbakır). Burası 1964’de araştırılmaya başlanmıs, İstanbul, Chicago, Karlsruhe üniversitelerinin ortak çalışmalarıyla yürütülen kazılarda 3 kültür evresi ortaya çıkarılmıştır.

Çayönü Tarihi Ve Hakkında Bilgi

Çayönü Höyüğü Mimarisi
Çayönü Höyüğü Mimarisi

İÖ (İsa’dan önce) 8000-5000 yılları arasındaki dönem Neolitik (Yeni Taş Çağı) olarak adlandırılmaktadır.

Günümüzden 9 bin yıl önce Çayönü yerleşim biriminde insanlar yaşıyordu. Bu halk, avcılık ve toplayıcılktan tarımsal yaşama geçmişti. Fakat, avcılık, toplayıcılık da birdenbire sona ermemişti; sürdürülüyordu. Tarım ve hayvancılık ile göçebe düzen yan yana yürümeyeceğinden, bu insanlar yerleşik (sedanter) düzene geçmiş bulunuyorlardı.

İnsanlık tarihinde avcılık ve toplayıcılıktan, tarım ve hayvancılığa, göçebe bir düzenden yerleşik düzene geçildiği dönemi aydınlatmak amacıyla Önasya’da birçok araştırma kurulu yoğun çalışmalar sürdürmektedir. Yerleşik çiftçi topluluklarının en eskisi dönemi ile ilgili bu çalışmalarda ortaya, daha çok basit kulübelerden oluşan ve henüz oluşum halindeki bir toplumsal düzene ait izlere rastlanmaktadır. Buna karşılık Çayönü kazıları anıtsal boyutlarda görkemli yapıların var olduğunu ortaya çıkarmıştır. Üç büyük yapı belirlenmiştir. Bunlardan birinin tabanı büyük boyutlu saltaşlarla kaplanmış; bir diğerinin ki ise pembe renkli dökme mozaiklerle döşenmiştir. Gerek kafatası kültü ile ilgili olan ve gerekse diğer yapılar, Çayönü’nde karmaşık bir toplum düzeninin varlığını kanıtlamıştır.

Dünyadaki, bilinen en eski köy olarak tanımlanan Çayönü, halkının çağdaşları olan diğer yerleşim yerlerinden daha ileri düzeyde bir uygarlık yaratmasıyla da insanlık tarihinde önemli yeri olan bir merkezdir. Burası , yeryüzünde tarımsal üretim yapılan en eksi yerleşim noktası olarak da tanımlamakadır.

Çayönü yerleşmesinde bulunan bitki ve hayvan kemikleri üzerinde yapılan araştırmalar, Çayönü insanlarının, yerleşmenin ilk yıllarında buğday, mercimek ve bezelye ekimiyle uğraştıklarını ve köpeği evcilleştirdiklerini göstermektedir. Yerleşimin daha sonraki evrelerinde koyun ve keçiyi de evcilleştirdiği görülmektedir.

İÖ 7500-8000 arası döneme Neolitik’in “Akeramik evresi” denilmektedir. Fakat Çayönü’nde yaşayanlar, pişmiş topraktan kap kacak, tas ve küp yapmayı biliyorlardı.

Çayönü halkı, yakınlındaki bakır cevherinden de yararlanmış; doğal bakırdan basit araç gereçler yapmışlardır. Çayönü yerleşimi, “Bakır Çağı” olarak adlandırılan dönemden yaklaşık 2 bin yıl kadar önce bakırı kullanan insanların yaşadığı yer olmakla da Önasya kültür ve uygarlık tarihinde önemli bir yer kazanmaktadır.

İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Halet Asaf Çambel ve Chicago Üniversitesi Oriantal Institute’den Prof Dr Rober John Braidwood’un yer aldığı arkeoloji kazı kurulunun araştırmalarıyla taştan boncuk ve gerdanlık, öğütme taşları, cilalı baltalar, tokmak ve hayvan elcikleri, geyik boynuzundan orak, bıçak sapları, kilden hayvan ve kadın heykelcikleri, bakırdan biz ve iğne parçaları günışına çıkarılmış ve bilim dünyasına sunulmuştur.

Çayönü Kazı Alanı
Çayönü Höyüğü

Arkeobotanik araştırmalar da göstermiştir ki, Çayönü halkı yağlı ve tohumlu bitkileri kültürü altına almıştı. Ekilen tahıl, geyik boynuzundan sapı olarak ve bıçakla biçiliyordu. Bulunan öğütme taşlarının, tokmak ve havan elciklerinin, elde olunan tahılın una çevrilmesinde kullanıldığı anlaşılmıştır. İnsanlar artık ekmek yapmasını biliyorlardı; mutfak kültürleri de giderek zenginleşiyordu.

İlk tarımcı köy topluluğu dönemine ait Çayönü’nde bataklıklarda yetişen sazlar, kamışlar değerlendirilmekteydi. Çünkü hasır ve lif dokuma örgüleri izleri yapı kalıntılarına işlemiş ve günümüze değin, bozulmadan ulaşabilmiştir. Dünyanın ilk kumaş parçası-dokuma bir bez de burada bulunup, keşif edilmiştir.

Çayönü’nde ön Asya’nın, Kuzey Mezopotamya’nın en eski mimarisinin görme ve gelişmesini izleme olanağı doğmuştur. Kerpiç, ocak, eşik, sıva gibi mimari elamanlar yanı sıra kilden ev modelleri, toprak korkuluk levhaları da ortaya çıkarılmıştır. Kireci kullanılmaya başlanması da Verimi Hilal mimarlığında önemli bir aşama sayılmaktadır. Kireç taşının doğal bağlayıcı haline getirilmesi için çok yüksek sıcaklıkta kabazvrulması gerekir. Bu teknik ÖnAsya’nın bazı yerlerinde çanak çömlek yapımından önce kullanılmış, bazı özel yapıların tamamı duvar sıvalarında kullanılmıştır. Ürdün’deki AYN Gazal, Şanlıurfa’daki Nevali Çori, Aksaray’daki Aşıklı Höyük yanında Çayönü (nde de) bilinen en iyi örnekleri vardır. Anlaşılmayan nedenle bu teknik daha sonra bırakılmıştır. İnsanlık, kirecin ev yapımında yeniden kullanılması için demir çağını bekleyecektir.

C14 Tekniğiyle yapılan tarihlendirmeye göre, günümüzden yaklaşık 10.000 yıl öncesine ait olduğu sanılan ve içinde çok sayıda insan kafatası bulunduğu bir yapı ortaya çıkarılmıştır. 7.5 x8.5m boyutlarında olan yapının bir yangın sonucu tahrip olduğu sanılmaktadır. Yapı, buna karşın 9 bin yüz yıllık süreç içinde oldukça iyi korunmuş olarak günümüze ulaşabilmiştir. Yapının duvarlarında bir metreye kadar olan taş bölümleri halen ayaktadır. Ancak, kerpiçten yapıldığı sanılan üst duvarlar yıkılmıştır. Yapının içinde kafataslarının bulunduğu üç odası ve geniş bir avlusu bulunmaktadır. Avluda, henüz ne amaçla kullanılmadığı belirlenemeyen büyük bir taş levha ortaya’da, çıkarılmıştır. Ağırlığı bir tonu geçen ve pembe renkli damarları bulunan bu kristalin Kalker (Mermer) blok’un Çayönü yöresi için yabancı/yadırgı olduğu, insan gücüyle GD Torosları uzak bir noktasından buraya taşınmış olabileceği tahmin edilmektedir.

Çaferhöyük, Çatalhöyük, Hacılar ile çağdaş olan Çayönü höyüğü, 10.000 yıl öncesinden başlayarak, anıtsal ve değişiklik gösteren bir yandan bakır madeni işlediği bir yerleşme, diğer yandan gerek bitki, gerekse hayvan üretiminin basamak basamak nasıl geliştiğini gösteren bir buluntu yeri olarak ÖnAsya arkeolojisinde, kültür ve uygarlık tarihinde özel bir yer kazanmıştır.

Obsidiyen (Volkan camı) ticareti Çayönü halkı için önemlidir. Bu, Çakmaktaşı ile aynı alanlarda kullanılan bir taştır. Görünümü daha güzel olduğu için Neolitik‘de lüks, değerli bir taş sayılmıştır. Bingöl Dağları Çayönü’ne 150 km kadar uzaktadır. Bingöl Dağları ile Filistin dağları ile takasa dayalı bir ticaret yürütülmüştür. Henüz hiçbir yük hayvanın evcilleştirilemediği dönemde obsidiyen gibi ağır bir maddenin yüzlerce kilometre boyunca taşınması, ticaret ağının ne denli düzenli olduğunu, iyi işletildiğini gösterir. Çayönü kazılarında bir ton kadar obsidiyen bulunmuştur. Deniz kıyılarından gelen tüccarlarla yarı değerli taşlar, deniz hayvanlarının kabuklarını getirerek Çayönünde obsidiyen ile takas ediyorlardı. Hint Okyanusu ve Akdeniz kökenli deniz hayvanlarının kabuklarına yapılan ticaretin boyutlarını göstermesi açısından ilginçtir.

Mısırlılar, gözlerini parlak güneşin olumsuz etkilerinden korunmak için gözkapaklarını boyamak zorundaydılar ve bunun için Malakit (bakır pası) kullanırlardı. Ayrıca, malakitin içindeki bakır karbonat mikrop kırıcı idi; sıcakta sineklerin taşıdığı göz mikroplarına karşı dezenfktan işlevlerine sahipti. Bu nedenle malakite Mısırlılar büyülü, kutsal bir taş gözüyla bakarlardı. Çayönü’ne fazla uzak olmayan yerden (günümüzdeki Maden- Elazığ) sağlanan malakit Mısır’a götürülerek karşılığında Kuzey Mezopotamya’da olmayan ürünler, madenler alınıyordu.

Dicle halkının su gereksinimini karşılamış; içinde yüzen balıklarıyla insanların gıdalanmasına yardım etmiş; vadisinin tabanındaki verimli alüvyal topraklarında birçok sebzenin, meyvenin yetişmesini sağlamıştır. Mezopatamya’nın bu önemli ırmağı güneydeki kentlerin de Diyarbakırl’a bağlantısının sağlanmasında, üzerinde taşıma yapılan keleklerle ulaşımında önemli bir fonksiyona sahip olmuştur. Güneydoğu Toroslardan kesilen orman ağaçları keleklerle Diyarbakır’a kolayca taşınabildiği gibi aynı yolla Diyarbakır yöresinin tahıl, hayvan ürünleri de Aşağı Mezopatamya halkına buradan göderilebilmiş; tecimsel etkinliklerle kent canlı bir merkez durumuna yükselmiştir. Evlerin, surların yapımında bazalt taşları kullanılmıştır. Karacadağ’ın 100 yıl öncesine değin ormanlarla kaplı olduğu düşünülürse, yakacak ve yapacak olarak ağacın ne denli kolay sağlanabildiği ortaya çıkar.

Dağlık bölgenin halkı yetiştirdikleri hayvanları ve hayvan ürünlerini buraya getirerek, kendilerinin üretemediği tarım ürünlerini ovalık bölgenin halkından almış; takas-değiştokuş yöntemiyle tecimsel etkinliklere katılmış; yaşamını sürdürmüştür. Bu yönden de, Diyarbakır, daima bir mübadele merkezi olmak gibi önemli bir işleve sahip olmuştur.
Gerek Anadolu’da gerekse Mezopotamya’da egemenlik kuran her kavim burayı ele geçirmiş ya da en azından kuşatmıştır. Bu saldırılar nedeniyle Roma İmparatorluğu döneminde surlarla çevrilen kent, bazısı birkaç yıl, bazısı ise yüzyıllar süren çeşitli yönetimler altında yaşadığından pek zengin bir kültür ve tarih mirası barındırır.

This Post Has 0 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top
×Close search
Ara